MUSTAFA SÂMİ EFENDİ

(ö. 1855)

Osmanlı sefiri ve sefâretnâme yazarı.

İstanbul’da doğdu. Kaynaklarda çocukluk ve ilk gençlik yılları hakkında bilgi yoktur. Memuriyete Defterdar Mektûbî Kalemi’nde başladı; ardından hamamlar kâtipliği, ihtisab kâtipliği, bazı vezirlerin divan kâtipliği görevlerinde bulundu. 1833 yılında hâcelik rütbesi verildi, kısa bir süre sonra Viyana sefâreti kâtipliğine tayin edildi. İstanbul’a dönüşünde Âmedî Kalemi hulefâlığına getirildi. 1838’de Paris sefiri Fethi Ahmed Paşa’nın maiyetine baş-sırkâtibi olarak gönderildi. 27 Nisan’da İstanbul’dan yola çıkan Sâmi Efendi Malta, Napoli, Roma, Floransa, Milano, Venedik, Trieste, Viyana, Prag, Berlin, Frankfurt, Brüksel ve Londra gibi Avrupa’nın belli başlı şehirlerine uğrayan bir güzergâh üzerinden 23 Eylül’de Paris’e ulaştı. Bu seyahate ve Paris’te bulunduğu yıllara ait intibalarını Avrupa Risâlesi adıyla kaleme aldığı sefâretnâmesinde anlatmıştır. 1839’da İstanbul’a dönüşünün ardından Posta ve Telgraf nâzırı oldu. Avrupa Risâlesi’nin yayımlanmasından sonra da Takvimhâne nâzırlığına getirildi (1840). Takvîm-i Vekāyi‘de devrin önemli siyasî gelişmelerine dair bazı yazılar kaleme aldı. Takvimhâne nâzırlığından Mayıs 1841’de azledilen Sâmi Efendi’nin azline sebep, Ahmed Lutfi Efendi’nin bildirdiğine göre kendi örf ve âdetlerimizi kötüleyip Avrupa’yı övmesi, bu yoldaki ölçüsüz sözleri ve özellikle Mustafa Reşid Paşa’ya intisabı ile Tanzimat’ın ilânı ve uygulanması sırasında birtakım yanlış davranışları olmuştur. 1846’da Ziraat Meclisi âzası, kısa bir süre sonra da Viyana maslahatgüzârı oldu. Eylül 1846’da Berlin sefiri olarak görevlendirildi. Ağustos 1849’da ûlâ sınıf-ı sânîsi rütbesine yükseltilip Tahran sefirliğine tayin edildi. Haziran 1851’de tekrar azledilerek İstanbul’a döndü. Vefatında Haydarpaşa Kabristanı’na defnedildi.

Mustafa Sâmi Efendi’den bahseden kaynaklar onu güzel sözlü, kibar meclislerinde kabul gören, şiir ve inşâdan anlayan, fakat aynı zamanda hasis, biraz patavatsız olarak tanımlar. Kendisi Avrupa Risâlesi’nde dil bilmeyen bir bürokrat olduğunu, uzun yıllar Avrupa’da kalmasına rağmen bir yabancı dil öğrenemediğini, bunun da zamanının büyük bir kısmını hastalıklarla geçirmiş olmasından kaynaklandığını söyler. Ahmet Hamdi Tanpınar, Mustafa Sâmi Efendi’nin cüretli bir Avrupalılaşma taraftarlığı ile kendinden öncekilerden, hatta çağdaşlarından ayrıldığını, “dikkatlerinin satıhta dolaşmayıp az çok derine” indiğini ve bu yüzden ona “Avrupa’yı üzerinde düşünmek şartıyla görenlerin” başında yer vermek gerektiğini yazar. Mustafa Sâmi Efendi, Avrupa’yı belki de yabancı dil bilmemesinin ve kültürünün eksikliği sebebiyle kurumların, sosyal ilişkilerin, sanayi ve teknolojinin arka planını sorgulamadan, ancak yer yer Osmanlı toplumu ve içtimaî şartlarıyla kısmî mukayeselere başvurarak hayranlıkla anlatmış ve Avrupalı’nın mükemmelliğinden hararetle bahsetmiştir. Gerek bu tavrı, gerekse ülkede Batılılaşma doğrultusunda yürütülen yenilik hareketlerinin öncüsü olması dolayısıyla çevresinde bir mahfilin oluştuğu Mustafa Reşid Paşa’ya intisabı Sâmi Efendi’yi devrinde birtakım tenkitlerin hedefi yapmıştır.

Mustafa Sâmi Efendi’nin yayımlanmış tek eseri olan kırk sayfalık Avrupa Risâlesi, Paris’e yaptığı seyahatin ve sefâret başkâtipliğinde bulunduğu yılların Paris’inin izlenimlerini anlattığı bir eserdir. Özet halinde bir seyahat tutanağı mahiyetindeki birinci bölümde Paris’e ulaşıncaya kadar uğradığı ülkelerin, gördüğü şehirlerin coğrafî özelliklerini, halkın yaşayışını, tarihî eserlerini, toprağından geçtiği devletlerin askerî gücünü, politik usullerini, nüfusunu, dinî özelliklerini, turistik yerlerini, sanat eserlerini, eğitim, kültür ve sağlık kurumlarını, ilim ve teknolojideki ilerlemeleri kısa temaslarla anlatır. İkinci bölümde Paris’teki izlenimlerini dile getirir, genel ve sathî değerlendirmelerde bulunur. Eserin “Der Beyân-ı Ahvâl-i Umûmiyye-i Avrupa” kısmı yazarın asıl yorum ve mukayeseler yaptığı, kısmen de olsa sosyal, kültürel ve siyasî dikkatlere açılmaya çalıştığı bölümdür. Avrupa Risâlesi’ni devrin kültür ve düşünce hayatı açısından önemli yapan özelliklerinden biri de dönemin Türk aydınının zihnine taşıdığı birtakım yeni isim, terim ve kavramlardır. Eserin küçük hacmine rağmen devrinin kültür hayatına getirdiği bu kavram ve terimlerin dönemin düşünce hayatına olan katkılarına Sâmi Efendi’den bahseden kaynakların birçoğunda dikkat çekilmiştir. Tanpınar, devrine göre oldukça sade bir dille yazıldığı görülen eserin üslûbunda, cümle yapılarında Şinâsi’nin ve Nâmık Kemal’in cümlelerinin ilk örneklerini bulur. M. Fatih Andı, daha önce iki defa basılan (1256, 1268) Avrupa Risalesi’ni bir incelemeyle birlikte yeniden yayımlamıştır (bk. bibl.). Sâmi Efendi’nin bazı şiirleri de vardır.

BİBLİYOGRAFYA:

Fatîn, Tezkire, s. 186; Lutfî, Târih, IV, 112; V, 125-126; VI, 100, 124; VII, 8; VIII, 186; IX, 56; XII, 51-52; Sicill-i Osmânî, III, 7; Osmanlı Müellifleri, III, 190; İbnülemin, Son Asır Türk Şairleri, s. 1646-1648; a.mlf., Son Sadrıazamlar, I, 652; Ahmet Hamdi Tanpınar, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi (İstanbul 1956), İstanbul 1976, s. 124-127; Hamid Aral, Dışişleri Bakanlığı 1967 Yıllığı, Ankara 1968, s. 838; B. Lewis, Modern Türkiye’nin Doğuşu (trc. Metin Kıratlı), Ankara 1970, s. 133; Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul, ts. (Doğu-Batı Yayınları), s. 199; Faik Reşit Unat, Osmanlı Sefirleri ve Sefâretnâmeleri (nşr. Bekir Sıtkı Baykal), Ankara 1992, s. 214-215; M. Fatih Andı, Bir Osmanlı Bürokratının Avrupa İzlenimleri: Mustafa Sami Efendi ve Avrupa Risâlesi, İstanbul 1996; Bilge Ercilasun, “Mustafa Sami Efendi’nin Türk Yenileşme Tarihindeki Yeri”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi (Ankara 1983), s. 71-80; Belkıs Gürsoy, “Bir XIX. Asır Sefaretnamesi: Avrupa Risâlesi”, TY, XV/93 (1995), s. 36-40.

M. Fatih Andı