TÂK-ı KİSRÂ

(طاق كسرى)

Divan edebiyatında yüksekliği ve ihtişamıyla anılan Sâsânî sarayı ve kemeri.

Farsça tâk (kemer) kelimesi ile Araplar’ın ilk defa Sâsânî Hükümdarı Hüsrev’e verdikleri “kisrâ” (padişahlar padişahı) lakabından oluşan bu terkip “padişahın kemeri” anlamına gelmekte ve içinde bulunduğu saray da aynı adla anılmaktadır. Sâsânîler’den günümüze ulaşan az sayıdaki yapılardan biri olup Bağdat’ın 35 km. kadar güneyinde Tîsfûn (Tizfun), Medâin veya Selmânı-pâk (Ktesifon) denen antik kent bölgesinde Dicle nehrinin kenarında bulunmaktadır. Binayı ilk Sâsânî Hükümdarı I. Şâpûr (241-272) yaptırmış ve Enûşirvân lakabıyla ünlü I. Hüsrev (531-579) tarafından genişletilmiştir. Büyük, yüksek ve ihtişamlı kemerlere sahip saraydan günümüzde yalnızca eyvan (Eyvân-ı Kisrâ) ve cephesinin güney kanadının bir kısmı kalmıştır. Mevcut durumuyla binanın yapısının III. yüzyıla, süslemelerinin ise VI. yüzyıla ait olduğu sanılmaktadır (Reuther, s. 515-516). Ülkesini adaletle yönetmiş ve bu yönüyle tarih ve edebiyat kaynaklarında yer almış olan I. Hüsrev rivayete göre halkını ve ziyaretçilerini, sarayın büyük kemerlere sahip geniş avlusundaki eyvanın tonozuna kadar yükselen tahtında otururken kabul ederdi. Buradaki yüksek kemerlerden birinin üstüne ucunda çan bulunan bir zincir astırmıştı (zencîr-i adl). Bu zincirin ucu çocukların bile yetişeceği bir yükseklikte olup şikâyeti olan halk buraya gelerek zinciri çekince ucundaki çanın sesini duyan kisrâ halkının şikâyetini bizzat dinlemek için sarayından çıkar, tahtına otururdu.

Edebî metinlerde Tâk-ı Hüsrev, Eyvân-ı Kisrâ, Selmân-ı Pâk’in Büyük Kemeri gibi adlarla da anılan Tâk-ı Kisrâ divan şiirinde yüksekliği, kemerinin zarafeti eşsiz güzelliği ve nakışları ön plana çıkarılarak kullanılmıştır. Şairler tarafından sevgilinin kaşına benzetilen kemeriyle yapı daha çok telmih ve teşbih sanatlarıyla birlikte anılır. Ayrıca kemerinin Hz. Muhammed’in doğumu esnasında yıkılması mûcizesine özellikle na‘tlarda vurgu yapılır. Tâk-ı Kisrâ mükemmel mimari özelliğe sahip bir eser olarak da dikkat çeker. Revânî, “Şehâ vasfında her beytim münakkaş Tâk-ı Kisrâ’dır/Görürse kala dem-beste eger Erjeng eger Mânî” beytinde (Revânî Dîvânı, s. 257) Erjeng ve Mânî’nin nefesini kesecek kadar mükemmel süslemelerine işaret ederken kendi şiirinin de sanat bakımından o kadar yüksek olduğunu anlatmak ister. Tâcîzâde Câfer Çelebi, “Ham-ı ebrûlarınla ey lebi Nûşin-revan zülfün/Nedir zencîrdir kim ol asılmış Tâk-ı Kisrâ’dan” beytinde (Erünsal, s. 124) sevgilinin örülmüş saçlarının Tâk-ı Kisrâ’dan asılmış zincire benzediğini söyler. Karamanlı Nizâmî de, “Gûyâ ki Tâk-ı Kisrâ vü zencîr-i adldir/Müşkin saçınla ey lebi Nûşin-revan kaşın” beytinde (İpekten, s. 177) sevgilisinin saçlarını ve kaşlarını Tâk-ı Kisrâ’dan asılan


adalet zincirine benzetir. Belgrat ormanındaki Topuzlu Bent üzerinde bulunan kitâbede şair Ni‘met Tâk-ı Kisrâ’nın şöhretinden bahsederken, “Çekip bu bend ile sed şöhret-i İskender ü Hızr’a/Firâz-ı tâkı bâis kesr-i şân-ı Tâk-ı Kisrâ’ya” demektedir (Acar, sy. 309 [2007], s. 53). Tâk-ı Kisrâ’nın Arap ve Fars edebiyatlarındaki kullanılışı da Türk edebiyatındaki gibi mimari, estetik ve sembolik yönleriyle olmuştur (Sîrûs Şemîsâ, s. 385).

BİBLİYOGRAFYA:

Revânî Dîvânı (haz. Ziya Avşar), Konya 2007, s. 257; Halûk İpekten, Karamanlı Nizâmî: Hayatı, Edebî Kişiliği ve Dîvânı, Ankara 1974, s. 177; O. Reuther, “Sasanian Architecture”, A Survey of Persian Art (ed. A. U. Pope - Ph. Ackerman), Tehran 1977, II, 493-578; İsmail E. Erünsal, The Life and Works of Tâcîzâde Ca‘fer Çelebi, with a Critical Edition of His Dîvân, İstanbul 1983, s. 124; Sîrûs Şemîsâ, Ferheng-i Telmîĥât, Tahran 1373, s. 385; Ahmet Talât Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı (haz. Cemâl Kurnaz), Ankara 2000, s. 432; Gencay Zavotçu, Divan Edebiyatı Kişiler, Kişilikler Sözlüğü, Ankara 2006, s. 287-288, 388-389; Îsâ Behnâm, “Ŧâķ-ı Kisrâ”, Mecelle-i Dânişkede-i Edebiyyât, III/1, Tahran 1334 hş., s. 80-92; a.mlf., “Ŧâķ-ı Kisrâ Key ve Çegûne Sâħte Şod”, Hüner ü Merdüm, sy. 45-46, Tahran 1345/1966, s. 20-23; Abdülhakim Koçin, “Devlet Yönetiminde Adaletin Yeri ve Klâsik Türk Şiirine Yansıması”, Millî Eğitim, sy. 171, Ankara 2006, s. 15-29; Dihhudâ, Luġatnâme, XIX, 33-41; E. J. Keall, “Ayvān (or Tāq)-e Kesrā”, EIr., III, 155-159; Casim Avcı, “Kisrâ”, DİA, XXVI, 71; Dursun Ali Tokel, “Nuşirevan”, Türk Dünyası Edebiyat Kavramları ve Terimleri Ansiklopedik Sözlüğü, Ankara 2004, IV, 524-525; Şinasi Acar, “Belgrad Ormanındaki Bentler”, Yapı : Mimarlık Tasarım Kültür Sanat, sy. 309 (2007), s. 53.

Vildan S. Coşkun